Felsefe Ve Psikolojiİnsan KaynaklarıKişisel GelişimKonuşulmayan Kalmasın

Çalışan Motivasyonunda Eski Yöntemler Farklı Bir Bakış Açısı

Herkese Merhaba,

Bayram sonrası sizlerle bireysel motivasyonumuzla ilgili bir yazı paylaşmak istedim. Beni bu yazıyı özellikle yazmaya iten şey ise etrafımda gördüğüm kendi motivasyonunu ayakta tutmaya çalışan kendimde dahil pek çok kişi olmasıdır . Bu aslında hepimizin gördüğü ya da yaşadığı bir durum ama benim asıl dikkatimi çeken, kişilerin motivasyonlarını yükseltmeye çalışırken harcadığı çaba, bu çabanın bazen doğru şekillerde gerçekleştirilmediği için kişilerde yaratmış olduğu yük ve bu yükten dolayı aslında motive olmak yerine yaşadıkları demotivasyon ve mutsuzluktur.

Bu yazımda motive olmaya çalışırken yaptığımız bazı yanlışlara, yanlışlardan da ziyade bildiğimiz tekniklerde kaçırdığımız satır aralarına ve belki de bakmayı ihmal ettiğimiz farklı bakış açılarına değinmeye çalışacağım.

HOBİ EDİNMEK

İş dışı hobi edinmeye çalışmak motivasyonunuzu yükseltmeye çalıştığınızda pek çok kişinin size ilk söyleyeceği alternatiflerden biridir. Böyle bir ihtiyaç hissettiğimizde hemen etrafımıza hızlıca göz gezdirir, kimler neler yapıyor bir bakar ve kendimize en uygun gördüğümüz hobinin içine kendimizi atarız . Burada alkış beklemeyin çünkü eğer şanslı değilseniz, daha önce kendinizi tanımaya zaman ayırmadıysanız, üzgünüm ama istediğinizin tam tersi bir etki ile yere çakıldınız .

Nerede yanlış yaptık ?

Öncelikle şunu hatırlamalısınız: motivasyonunuz bir gün içinde düşmedi, bir gün içinde düşmediği için uzun vadede kalıcı bir motivasyon sağlamak istiyorsanız onu bir gün içinde de yükseltmeye çalışmamalısınız.

Bu süreçte yaptığımız en büyük yanlış, genelin yöneldiği yaygın hobilere yönelmektir.

“Ayşe’yle Fatma yoga yapıyorlar, çok arınmışlar, çok mutlular bende yapmalıyım kesin bende de işe yarar. İçsel dinginlik benimde amacım en niyahetinde olumsuz olamaz” ya da ” kamp, çadır ortamı bana çok iyi gelecek en büyük ihtiyacım doğal ortam şehirden uzaklaşmalıyım”.

Hızlıca en yaygın hobilere bir bakalım; Yoga, pilates, hafta sonu kampları, trekking benzeri aktiviteler, yemek/tatlı workshopları, bir müzik enstrümanı çalmak ve aklınıza gelebilecek benzeri pek çok aktivite…

Şimdi dediğim gibi eğer şanslıysanız saydığımız seçenekler size uygun olabilir ve sonuca ulaşmış olabilirsiniz. Ama belki de ve muhtemelen aslında size, yapınıza hiçte uygun olmayan bir hobi belirlemiş ve ona uymaya, onun içinde mutlu olmaya çalışıyor olabilirsiniz .

Örnekler üzerinden açıklamak gerekirse; yoga ve kamp örneklerini özellikle verdim ki en çok şahit olduğumuz örnekler bu hobilerden çıkıyor. Bireysel motivasyonu ve hayat kalitesini yükseltmek için yönelinebilecek en doğru aktiviteler olabilir ama hepimiz için uygun mu? ya da hazır bulunuşluğumuz var mı ?

Yoga, meditasyon, kişisel gelişim, doğaya ve kendine yönelme içsel anlamda bir hazır bulunuşluk gerektirir. Bunu daha sonra uzunca açıklayacağım çünkü çok önemli bir konu olduğunu düşünüyorum. Ama buna hazır olmadığımızı nasıl anlayabiliriz derseniz size küçük bir ipucu verebilirim. Birazcık yoga ve kamp yapmaya başladıktan sonra şunları söylediniz mi? Ya da çevrenizde bu ve benzeri şeyler söyleyen kişilere denk geldiniz mi ?

” Kendime uygun olmayan bir iş yapıyorum. Gündelik işler, zaman baskısı, fabrika içi işler bizi bizden uzaklaştırıyor. Daha fazla doğa da olmalıyım, kendime ayırdığım vakit hiç yetmiyor, günde 7 saat çalışıyorum, yaratıcılığım sıfırlandı, dünyayı gezmeli, insanlara dokunmalıyım, ama bunun için yıllık iznim bile yetmez. Şirketlerin ruhu yok, bizde bu cansız düzen içinde cansızlaşıyoruz …”

Eğer bu ve benzeri cümleleri bu aktivitelere başladığınızda söylemeye başlıyorsanız benim ” Varoluşcu Mutsuzlar “ diye tabir ettiğim gruba hoş geldiniz. Neden biliyor musunuz ? Çünkü bu hobi için henüz hazır bulunuşluğunuz oluşmamış demektir. Hazır bulunuşluğu olan gerçekten yoga ve meditasyonu içselleştirmiş bir kişi varolan düzenden şikayet etmez, kendi koşulları içerisinde dengeyi sağlar ve bakış açısı yukarıda cümlenin tam tersine evrilir .

Ancak hazır bulunuşluğunuz olgunlaşmadığında ya da aslında yapınıza uygun olmayan bu ve benzeri hobileri yapmaya devam ettiğinizde bu hobiler sizi motive etmek yerine, bu düzen beni sıkıştırıyor düşüncesine girmenize sebep olabileceği gibi yine sizi motive etmek yerine içinde bulunduğunuz durumu ruhsal olarakta daha fazla zora sokmanıza sebep olacaktır .Böylece de konu aslında motivasyonu yükseltmeye çalışmakken birden memnuniyetsizliklerinizle başa çıkabilmeye çalışmak haline gelir. Bu şekilde de iyice işinizden ve çevrenizden uzaklaşmaya başlarsınız.

Diğer bir yaygın hobi olan spora yönelmeyi ele alalım. Aynı hatayı burada da yapıyoruz. Herkes pilates yapıyor ve çok seviyor ben de yapmalıyım.

Peki bizim amacımız herkese uymak mı ? Kendimize uygun hobiyi bulmak mı ? Hangisi yine şaşırıyoruz.

Kendi kişiliğinizi biraz tanıyorsanız belki en başından hangi sporun sizin için motivasyon yükseltmedeki en uygun teknik olup olmadığını bilebilirsiniz. Ama bilmiyorsanız pilates gibi fiziksel dayanıklılık, azim ve devamlılık gerektiren bir spor sizin için bıkkınlık unsuru olabilir. Böylece yine başa döneriz ve belki kendimizi sorgulamaya başlarız.

” Herkes seviyor ve yapıyor, ben de bir sıkıntı var işte birşeyin devamını bile getiremiyorum” .

Yani kısaca diyorum ki ; sizi mutlu edecek şey pilates değil bir takım sporu olabilir , bir müzik aletiyse gitar değil yan flüt olabilir, yoga değil sosyal bir klüp olabilir. Yapacağınız şey hobi bulmak bile olsa önce kendinize herkesin ne yaptığını değil, ben gerçekten neyi yapmaktan hoşlanırım sorusunu sorun ve onu araştırın. Bırakın sizi mutlu eden şey herkesi değil sadece sizi mutlu etsin.

SEYAHAT ETMEK

Gelelim hepimizin hobisi olan seyahat etmeye. Aklınıza seyahat etme fikriyle ya da seyahat ederken nasıl kendimi demotive edici birşeyler yapabilirim sorusu gelmiş olabilir.

İlk olarak eğer bir önceki kısımda bahsettiğim Varoluşcu mutsuzlar grubuna dahil olduysanız, seyahat etmek daha doğrusu yeterince Seyahat edememek, sizin için sadece yıllık izinlerimizde yapabildiğimiz birşey ve asla yeterince vaktim yok kategorisine girdi ise en başından başlı başına bir demotivasyon unsuru haline gelmiştir.

Seyahati bir motivasyon unsuru haline getirmek istiyorsak öncelikle bakış açımızı değiştirmek ve onu bir kaçış unsuru olarak görmekten vazgeçmeliyiz. Seyahati kaçış unsuru olarak görmeyi bıraktıktan sonra yapmamız gereken ikinci önemli nokta tıpkı hobi edinmekte olduğu gibi bizi tatmin edecek doğru yöntemi ve yine bizi tatmin edecek doğru rotaları belirlemeye çalışmak olacaktır.

Zaten az bir vaktiniz var, bir grup arkadaşınızla seyahate gidiyorsunuz. Genel olarak orada ortak istenilen şeyleri yapıyorsunuz. Bu sizi sadece o ülkeyi ya da yeri görmek açısından tatmin edecektir. Aklınız sizi hep daha güzel şeyler yapabilirdim keyifli olabilirdi, zamanım harap oldu düşüncesine itecektir. Bu sebeple;

1- Seyahat edeceksiniz yanınıza sizinle aynı şeyleri yapmaktan keyif alan birilerini alın.

Müze gezmek, tarihi yerlerin hikayelerini uzun uzun dinlemek istiyorsanız yanınızda olması gereken kişi o yerin kafe ve klüplerini gezmek isteyen sosyal civciv arkadaşınız olmamalı. Ya da siz o sosyal civcivseniz yanınızdaki kitap kurdu, arkeolog olma hayali olan ama olamamış arkadaşınız olmamalıdır.

2- Popüler olan herkesin gittiği yerlere gitmek yerine içinizi biraz dinleyip olmak istediğiniz yeri seçin.

Dönem dönem ruh halimize iyi gelecek yerler değişecektir ruhunuzun götürdüğü yere gitmeye dikkat edin. Herkes yaz tatilinde İspanya’ya gitmek istiyor olabilir ama sizin içinizden İskandinavya’yı görmek geliyor olabilir çünkü bir şekilde demek ki sizin ruhunuzu tatmin edecek şeyler orada olabilir. Ruhunuzu dinlemek herkesi dinlemekten daha zor olamaz değil mi ?

3- Eğer hiç yapmadıysanız kesinlikle en azından bir kere hiç bilmediğiniz bir yere TEK BAŞINIZA seyahat edin. Bu en önemli yıldızlı maddemiz.

Neden bu seçeğini söylüyorum biliyor musunuz? Eğer kendinizi tanımaya içinizi dinlemeye yöneldiyseniz en güzel başlangıç noktasıdır.

Kendini tanıma – Ben kimim ? – sorusuyla başlar ve neleri severim, neleri sevmem, nelerden kaçarım, nelere koşarım sorularıyla devam eder. Bütün bu soruların yanıtını tek başınıza hiç bilmediğiniz bir seyahatte bulabilirsiniz.

Acaba birileri sizi yönlendirmediğinde klübe gitmeyi mi yoksa müzeyi mi tercih ediyorsunuz? sandığınız kadar cesur ya da cesaretsizmiymişsiniz ? İnsanlardan uzaklaşmak istediğinizi düşünürken aslında daha çok yalın iletişim mi kurmak istiyormuşsunuz ? Hiç farkında olmadığınız güçlü ve zayıf yanlarınız mı varmış ? ve daha aklıma gelmeyen sizin için anlamlı pek çok soruya yanıt bulabilirsiniz.

İŞ YERİ = AİLE BAĞDAŞIMI

Özellikle örgütsel bağlılık ve şirket içi motivasyonla ilgili çoğu kitapta gördüğümüz bir taktik olan “iş yeri ve aile’yi” birbirine zihinde bakış açısı olarak benzetme taktiğinin seveni de çok sevmeyeni de. Bence bu karmaşa da iki tarafta haklı çünkü eğer doğru şekilde uygulanmazsa pozitiften çok negatif bir etkiler yaratacak bir teknik olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bilmeyenler için kısaca özetlemeye çalışayım; Bu teknikte iş yerinizi sanki ailenizmiş gibi düşünmeniz istenir ama muhtemelen aklınıza ilk gelen şekilde değil. Eğer ki, motivasyonunuz oldukça düştüyse belki tükenmişlik sendromuna doğru evrilmeye başlamış ise bireylere ve olaylara fazla duygusal yük yüklemeye başladıysanız, bu teknik şirket içindeki kişileri aile bireyleri gibi düşünmeye sizi sevk edip, bireysel olarak fazla yüklendiğiniz duygusal yüklerden hem sizi hem karşı bireyleri korumayı amaçlar.

Nasıl yani ? yani, şirket içi anlaşamadığınız her hareketine çok kızmaya başladığınız kişiler varsa onları kız kardeşleriniz ve erkek kardeşleriniz olarak düşünebilirsiniz. Bu teoriye göre örneğin; – Bu sözü bana söyledi ama niyeti kötü değildi en nihayetinde kardeşiz olur böyle tartışmalar – düşüncesinin duygusal yükü biraz olsun azalttığı düşünülmektedir. Ya da yine benzer şekilde sizden küçük birinin yaptığı bir hatayı – küçük kardeş sonuçta tolerans tanımalıyım olabilir böyle hatalar destek olmalıyım- düşüncesi gibi her pozisyon ve durum karşısında size bir aile yaklaşımı sunmaktadır.

Günlük hayatımızda pek çok kişinin farketmeden bu yaklaşıma sahip olduğunu görebiliriz. Bazen bilinçsizce bazen de bilinçli ama yanlış ve dozuna dikkat etmeden kullanılan bu teknik malesef tam tersi bir etki yaratabilmektedir. Şöyle düşünün; sürekli küçük kız kardeş olarak gördüğünüz birine karşı ne kadar istediğiniz iş ilişkisi konumunu sürdürebileceksiniz. Belki bu sebeple ona hatalarını söyleyemeyecek, siz söyleyemeyip o yapamadıkça da yine negatif yüklerin birikmesine şahit olacaksınız.

Bu sebeple bu tekniği de kolay bir kaçış yolu olarak kullanmamanızı tavsiye ederim. Ancak bilinçli kullanıldığında ise “tahammül” seviyenizi çok daha yukarı taşıyacak bir tarafı olduğunu da söylemeden geçemeyeceğim.

Dördüncü ve son maddem motivasyonu yükseltmek için “kişisel gelişime yönelmek” olacaktı aslında ama kendisi uzun ve üzerine oldukça fazla şey söylemek istediğim bir konu olduğu için bir sonraki yazılarda bu konuya ayriyeten değinmeye çalışacağım.

Umarım herkes için az çok farkındalık yaratan bir yazı olmuştur. Vakit ayırdığınız için teşekkürler ederim.

D. Çağla Karahasan

Çalışan Motivasyonunda Eski Yöntemler Farklı Bir Bakış Açısı” üzerine bir yorum

  1. Bu hoş yazı için tebrikler. Bence de insanlar belki de “illa hobi” olsun diye yeteri kadar araştırma yapmadan girişebiliyorlar hobilere. Bence hobiler de insanı geliştirici olmalı, bir doz sıkıntı ile yapmadığı yeni deneyimlere yönlendirmeli, farklı bakış açıları kazandırmalı.
    Nacizane, topluluğa karşı konuşmakla ilgili bir hobi geliştirmek ve bu konuda ilerlemek isteyen olursa sayfamıza bekleriz.
    https://www.facebook.com/Istanbul.Toastmasters/

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir